28/12/2008 · Kategori: sihirli yazilar
Allah biliyor…
Denemekten , Çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kırıldığında,
Bil Ki.... .
Allah Ne Kadar Uğrastığını Görüyor...
Kalbin Taş Kesilecek Kadar Ağladığında...
Bil Ki.... .
Allah Döktüğün Gözyaşlarını Sayıyor...
Hayatın Durduğunu, Zamanın Aleyhine işlediğini Düşündüğünde
Bil Ki.... .
Allah Seni izliyor...
Hayallerin Yıkılmış, Umudun Kalmamış Ve Kendi Kendine Neden Böyle Diye Soruyorsan
Bil Ki...
Allah Cevabını Biliyor...
Hiç Neden Yokken içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiğinde,
Bil Ki...
Allah Sana Fısıldıyor..
Bütün işlerin Yolunda Gidiyor Ve Teşekkür Etmek için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa,
Bil Ki.... .
Allah Seni Kolluyor...
Bütün Kalbin'le Dilediğin şey Sonunda Gerçek Olduysa,
Bil Ki...
Allah Sana Gülümsüyor...
Nerede Olursan ol, Ne Düşünürsen Düşün, Ne Yaparsan Yap,
Bil Ki...
Allah Biliyor...
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
28/12/2008 · Kategori: sihirli yazilar
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
25/9/2008 · Kategori: sihirli yazilar
ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ
1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZ.
2 - DAHA GENCİZ.
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
23/8/2008 · Kategori: sihirli yazilar
Ey nefsim,
Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka bıraka koca bir ömür heder oldu. Gecelerim teheccütsüz heyecansız gündüzlerim semeresiz başarısız geçti. Acaba yarın yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?
Ne zaman beni çevreleyen basitliklerle bağımlılıklara civciv misali küçük bir darbe vurup hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin. Olmadık desiselerle beni kandırdın. Bitmeyen isteklerle beni aldattın. Yıllardır taam (yemek), kelam (konuşma) menam (uyku) hapisanesinde, inim inim inlettin, ızdıraplarımı, bana ney gibi dinlettin. İrademi, rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın.
Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin. Hepsini badi heva zayı ettin. Kimbilir, içinde ne hediyeler saklayan günlerin ve ayların zarfını açamama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti. İçlerinde neler sakladığını anlayamadan.
Söyler misin; ALLAH aşkına, senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?
İnsan süresini ağlaya ağlaya okudun. Amma o muhteşem sarayın kapılarını bir türlü aralayamadın. Kendini, kendi çevreni tanıdığın kadar tanıyamadın. Kendi içinde kendine yabancı kaldın. Kendi kendine hapisane yaptın.
Fetih süresini okudun, bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın. Konuşma, yemek, uyku esaretinden kurtulamadın. İradeni feth edemedin. Namazla cenneti takas etmeyi çalıştın, ayetleri bir teyp gibi ezberledin amma uyguladıkların hep adetlerin oldu.
Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud süresiyle karanlık gecelerin bir türlü aydınlatamadın. Gayreti hep birilerinden bekledin. Senin de birileri olduğunu hep unuttun.
Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerin hayatını, uzun kış gecelerinde kıssa niyetiyle okudun. Fakat hayatındaki kışları, bir türlü baharlara çeviremedin. Çünkü onları anlayamadın.
Yusuf’u düşündün mü hiç? Kuyu diplerini sultanlığa sıçrama rampası yaptığını, hapisaneleri nasıl medreseye çevirdiğini anlayabildin mi? Dünya ve içindeki her şey ayaklarının ucundayken hayatı istihkar edip ölümü özlemesini anlayabildin mi? Anlayamadın evet anlayamadın... onun içindir ki Yusuf’ta boğulan dünyada, boğulmak üzere ölüm çığlıkları atıyorsun.
Ateşler içindeki İbrahim’in ateşleri bir baharistana çevirdiğini, bıçak altındaki İsmail’in yeniden doğduğunu, Sefine-i Nuh’u batırmak isteyen tufanların ancak sahili selametle çıkmasına hizmet ettiğini suikastlar içinde İsa’nın denizler ortasında, Musa’nın nasıl vuslata erdiğini anlayabildin mi?
Anlayamadın ...
Ya çelikten duvarlara çarpmış gibi bir örümcek ağı karşısında beyinleri dumura uğrayan müşriklerin düştüğü perişan halde yatan gizli hikmeti çözebildin mi?
Bir gergef gibi ömrünün her anın çile yumağıyla dokuyan Hz. Muhammed (S.A.V) “Ümmetim” derken sen nefsim dedin. O davam derken sen hevam dedin. O davasını yüceltirken sen hevanda cüceleştin. Onun çağları peşinden sürükleyen davasından ne yazık ki kala kala sarığı, sakalı, tesbihi, umresi, namazı kaldı. Ne yazık ki; onları da bir türlü anlayamadın.
Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mecz edemedin. Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan kurtulamadın!
Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altındaki ölümü çok uzaklarda zannettin. Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkında bile olamadın.
Bir adet halinde getirdiğin beş vakit namazın aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı. Kalbine gözüne kulaklarına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların sadece midene münhasır kaldı. Oruç tuttuğunu zannettin amma, aç kaldığını anlayamadın.
Başına taç ettiğin başörtüsü sadece başını örtebildi. Başının altındakiler ne yazık ki başörtüsünden nasibini alamadı. Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin. Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı. Kendini fark ettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin. Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın. Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun. Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın.
Burnunun dibindeki farzları görmezden gelip, sünnet diye diye defalarca umreye gittin. Kabe’yi tavaf ettin. Yeryüzündeki iki milyar Müslüman’ın sadece kemmiyet olduğunu, bir keyfiyet olmadığını hiç düşündün mü? Düşündün mü binlerce birilerimiz varken nasıl ayrı kaldığımızı nasıl parçalandığımızı.
Aynı camii de birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakr-u zaruretini görmezden geldin. Onu ihtiyaçları pençesinde kıvranırken, zevkle seyrettin. O kuşların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun. Dünya cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın. O lezzeti falan duayı şu kadar okuyarak alacağını zannettin. Aldandın. Elindeki elmasları birkaç şekerlemeye değişen ahmak çocukları gibi aldandın.
Hani hepimiz mümindik, hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı. Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı. Hani bir mümin öldüğü zaman, sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi. Hani mümin yeryüzünün zinetiydi. Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi. Hani göz ağrısa, bütün vücud o acıyı içinde hissedecekti.
Hani Hz. Ebubekir’in teslimiyeti? Hani Hz. Ömer’in destanlaşan adaleti? Hani Hz.Osman’ın dillerden düşmeyen hayası? Hani Abdurrahman gibi zenginler? Hani Ebuzer gibi fakirler hani Ensar Muhacır gibi kardeşlikte yarışanlar nerede, nerede hani? Anlayamadın. Ne yazık ki bunları anlayamadın!
Anla artık!... Ne olur anla!
Anla ki, cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil!
Anla ki; cennete giden yol asfaltla döşenmemiş!
Anla ki; bedelini ödemediğin hiçbir şeye sahip olamazsın!
Anla ki; dünyayı bize bizler zindan ediyoruz.. ihmallerimiz, enaniyetimiz, samimiyetsizliğimiz ......
Anla ki; Eyüp gibi sabır erbaini doldurmadan, Yusuf gibi kuyu diplerinde yıllarca çile çekmeden, Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden ,olmaz!
Anla ki; İsmail’ler gibi bıçak altına yatmadan, İbrahimler gibi YA ALLAH deyip kendine ateşlere atmadan olmaz. Sefine-i Nuh gibi tufanları yara yara hedeflere gitmeden olmaz!
Ve Anla ki; bir ömür boyu gözyaşlarını ceyhun edip alın teriyle mecz ederek ümmeti için an be an, dem be dem, çile çeken Hz. MUHAMMED (s.a.v.) gibi çekmeden olmaz!
Ve şunu çok iyi anla ki; başkalarının hayata Aşık olduğu kadar Ölüme Aşık olmadan Olmaz!!!!!!
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
6/8/2008 · Kategori: sihirli yazilar
AŞKIN “VAV” HALİ
İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası vavdadır, elif ulûhiyetin simgesidir.
O yüzden lafzı-ı ilahi, elifle başlar. Elif kâinatın anahtarıdır, vav kâinattır.
Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.
Musa dal olmuştur ama firavunun gözleri elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengesi de o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kâinatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kâinat.
Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryat edenlerin halidir.
Elif bir ağaç insan onun dalıdır. Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri. Her biri dal olur. Ve ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.iyiliği emrederler;kötülüğe engel olurlar.namaz kılarlar, zekat veririler. Allah a ve resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hâkimdir.”
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?
İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kâinatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kâinatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;
“sabır ve namazla Allah tan yardım isteyin. Rablerine koşacak ve o’na dönecekleri ummanlar ve Allah a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir.”
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur. İşte o ayet
“ secde et yaklaş!”
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu. Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan her şey demek olan rabbinin önünde…
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
14/7/2008 · Kategori: sihirli yazilar
Gerçek Sevgi...
Sevgiliyi bir güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır.
Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir.
Onun gökyüzünde kanat çırpışlarından sonsuz haz duymaktır.
Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil,
gerçeğe uçmasına,hakikate yaklaşmasına sevinmektir...
"Beni bırakıp nereye gidiyorsun" demek değil
"gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım" diyebilmektir..
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
1/6/2008 · Kategori: sihirli yazilar
Bir gün Şeytan,
Açılış konuşmasında demiş ki:
Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında . Fakat zamanlarını çalın,
Dikkatlerini dağıtın, Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'
Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, arayacaklardır!
Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür!
Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet
saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler!
Kurnazca plan için dostları şeytanı
çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına,
Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler.
Sence bu plan başarılı mı?
dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz.
Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
üzerlerindeki gücümüz kırılıyor
Dostları demiş ki:
Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım?
Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler.
böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar..
Sizden isteğim budur.
Şeytan devam etmiş:
böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.
Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
Şeytan:
Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et!
Müslümanların kulaklarına şunu fısılda:
Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat
Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis
muhasebesi) dinleyemesinler!
Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını,
junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur!
kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar
ve hanımlarından hoşlanmasınlar!
erkekler bu sevgiyi başka yerlerde
hikaye kitaplarını tavsiye et!
onları çok meşgul et, eğlence parklarına,
Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla!
Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et!
İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun.
27/5/2008 · Kategori: sihirli yazilar
"su" olduğunu düşün.
Su kadar özel,
su kadar faydalı
ve
su kadar çok, tükenmez...
İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin.
Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ,
ister nehirler dolusu ak;
dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
Yani, Seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... Unutma; Daha çok bağırdığında, daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadeceSuyun yanında olanlar, suyu en az içenlerdir.
Çünkü;
"su nasılsa burada, lüzum yok suyu kana kana içmeye“
diye düşünürler...
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden,
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, sabahın en sakin anını bekledi hep; suyun, durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler; Onlar için en uygun olan anda ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir “su” olduğunu düşün.
Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama, su gibi yaşatıcı ol; Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil !..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol; Afet değil ! Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; Sana "felaket" denmesin!
Su gibi durgun ol. Su isen bir bardağa sığabil ki; Damarlara giresin!.. Su; Yüce Mevla`nın insanlar için yarattığı en büyük ***SaNSürLü******SaNSürLü******SaNSürLü******SaNSü rLü******SaNSürLü***lerden biridir...
Unutma; Ve suya benzediğini düşün.
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da, unutma.
Ayrıca, su gibi sakin olabileceğini de, su gibi "kıyametler" koparıcı olabileceğini de.
Su gibi damla damla ak,
su gibi çisele karanlığın üstüne. Su gibi serin ol, ateş gibi gergin olma. Hayat ver yudum yudum. Arındır insanlığı, kininden ve gönül kirinden.
Sen bir felaket olma, merhamet ol, rahmet ol masumlara.
Sağnak sağnak in ki gönüllere, serinlesin çocuklar.
Alıcı olma verici ol.
Yağ göklerden gönüllere,rabbin gibi cömert ol.
Ne buz gibi soğuk ol, ne cehennem gibi sıcak. Ilık ol gönül ikliminde
Unutma... Unutma; Senin işin rahmet olmak, afet değil! Vadiler varken önünde ve ovalar varken yayılabileceğin; Küçük ırmaklara ayrılabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin, dünya dönmesine devam ettiği müddetçe. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun, seller, afetler gibi.
Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini; veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin,
çevrendeki insanlara
Ama, yapman gereken şu, değil mi ? ; Düşüneceksin, ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin; kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini
Hatta; anlayanların anladıklarının da, senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye, çalışacaksın... Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi,
sen de fikrini bildireceğin kişinin "kıyıya yanaşmasını" bekleyeceksin!..
Demeyeceksin;
"Ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da, o saniyede
gelmek zorunda!.."
Demeyeceksin;
"Ben aklıma geleni, aklıma geldiği biçimde söylerim.
Karşımdaki de; değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile azlasını anlamak zorunda!.."
Keşke öyle olsaydı.
Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil...
Ağzını açıp,
"Şelaleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavsan gördün mü hiç?..
Veya, önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden, susuzluk gidermeye uğraşan, bir ceylan gördün mü
Kaplanlar bile, içebilmek için suyun durulmasını bekler;
Beyni olan her yaratık gibi!
Hadi... Sen simdi
"su olduğunu" düşün,
ve kendini "su gibi“ hisset..
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu hatırla...
Ama yine su gibi,
"bir küçük bardağın içine"
sığdır ki kendini; Girebilmeyi öğren, insanların damarlarına. Hayat ver...
Vazgeçilmez ol !!..
SU GİBİ OL…
Su gibi, su gibi, su gibi…
Yunus gibi, Mevlana gibi .
GÜL OL,
GÜL GİBİ OL. . .
GÜLLERİN GÜLÜ GİBİ OL.
RESULULLAH
GİBİ



